aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ocak 27, 2022

Bazı İnsanlar ve Mekanlar Sadece Fotoğraflarda Güzel


 Eski fotoğraflara denk geldim dün, kendimi ararken kaybolup, kaybolup durduğum zamanlara, kırılma noktalarıma baktım. ''Sahiden o zaman neler olmuştu da ben bu insanlarla bir araya gelmiştim?'' dedim.    ''Benim burada ve bu insanlarla ne işim var sorusunu onlarca kez zihnimde sorduğum anlara geri döndüm.  

 Dost gibi görünen ve benim için artık bir yabancıdan farksız olanlarla (hatta size diyebilirim ki dışarıdaki zararsız yabancıları bile onlardan daha çok sevebilirim) birlikte aynı karedeydim. 

 Geçmişimi kucaklamıyorum ama siz olmasanız daha az farkındalıklı bir hayat yaşayacaktım. 

Kitaplara bu kadar bağlanmayacak onlarla zihin açıcı sohbetler edemeyecektim. Hatta belki aşkı bile büyük lüks avmlerin veya semtlerin mekanlarında, restoranlarında arayacaktım. 

 Dostun; mutluluğunuzda da yanınızda olan ve bundan mutluluk duyan ve tüm içtenliğiyle mutluluğunuzu isteyen, sadece sizin acılarınızdan beslenmeyen insanlar olduğunu fark edemeyecektim.  Bu kadar fazla film izlemeyecek ''gerçek'' olan kendimi hiç aramayacak, kendimle yalnız kalmanın büyük bir lüks olduğunu bilmeyecektim. Her şeyden önemlisi yazı yazmayacaktım...

 Ne istediğini bazen bilememek biz insanların laneti ama en azından artık neyi istemediğimi biliyorum. Bunların hiç biri benim gerçeğim değil, belki hiç olmadı da, ben bu oyunun içinde uyum sağlamaya çalıştım. Kendini tamamlayamamış insanların nabza göre şerbet veren, aslında hiç de olmadıkları, sadece ''gibi'' göründükleri sohbetlerinin içine girdim.

Evet o eski başına buyruk beni özlüyorum, ''daha masum, insana dair daha inançlı, daha güçlüymüşüm'' diyorum ve biliyorum ki geçmişi değiştiremezsiniz yalnızca onlardan ders alabilirsin.

          O yüzden bazı insanlar ve mekanlar sadece Fotoğraflarda güzel... 

Herkes yerinde Sağ Olsun! 

LADY NIETZSCHE

 

Cuma, Temmuz 21, 2017

“Ah bu adamdan / kadından ayrıldım, bomboş kaldım!” diyenlere




   Hayatta her şeyi seviyorum. Çiçeği, ağacı, kuşu, köpeği, elbisemi, odamı, suyu, denizi, insanları. Aklınıza gelebilecek her şeyi. Sevginin olduğu yerde bitmek tükenmek bilmeyen mucizeler olduğuna inanıyorum. Bu da beni dünya gözüyle aşk kadını yapıyor, başkalarının gözünden tabi!
Hayatıma giren insanların da pek de alışık olmadığı bu sevme biçiminden korktuklarını gördüğüm oldu. Ya da fazla romantik, fazla toz pembe yaşadığımı düşünenlerin de. Ben öyle düşünmüyorum.
Bence bu hayatta varoluş biçimimiz bu aslında. Belki bazılarımız farkında, bazılarımız ise değil sadece. Bazılarımız acıya rağmen o derin sevgiyi her hücresinde hissetmeyi seviyor, bazılarımızı o acı korkutup sevgiyi seçmemeyi seçiyor. Hissetmemeyi. “Sevgi azalması, sevgisizlik yok bence” diyor hocam Ezgi. “Hissetmekten korktuklarından dolayı sevgiyi seçmeyenler var sadece”.
Ben hayatım boyu sevgiyi seçen cesur ruhlarla yan yana yürümeyi niyet ediyorum. Evet yanında acı da promosyon olarak geliyor ama fark etmez. Kabulüm bu duruma. Çünkü acı olacak diye o inanılmaz mucizeden vazgeçemeyeceğim. Hem nasıl vazgeçeyim? Ben sevgiyim! Sevgiden vazgeçmek kendimden vazgeçmek olmaz mı?
Bu yüzden ikili ilişkilerimde o mükemmel olgu aşk uğruna pek yapamayacağım bir şey yok. Aşkı hissettiğim her yerde sonuna kadar varım. Ama hissedemediğim noktada da bir anda sonsuza kadar kayıplara karışabilirim.



Ben de bunu pek yeni fark ettim aslında. Daha önce de başıma gelmiş meğer. Çok sevip aşık olduğumu hissettiğim ilişkilerde o his uğruna tüm sorunların üstesinden gelebilmek için koca yürekli kadın olmuşum hep. Hiç vazgeçmemişim. Pes etmemişim. O aşkın her şeyin üstesinden gelebileceğine inananlardanım. Sonra bir gün karşımdaki bir anda:
“sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum” demiş mesela. Düşünsenize; tüm o hisler, emek, göze aldıklarınız, orta yolu bulmaya çalıştığınız tüm o durumlar, çabanız; karşı taraftan duyduğunuz tek bir cümleyle artık hayatınızda çok gerilere itildi. Şimdi, bu durumda normalde kadınlar çoğunlukla: “ama şöyle yaptım, böyle ettim, haksızlık, düzeltebiliriz” gibi sonu gelmeyen yakarışlara girebiliyorlar.
Asla yargılamam ama bu noktada unutmamanız gereken bir şey var: tüm yaptıklarınız ikili ilişkiniz için bile olsa sizin kendi seçiminizdi! Kimse sizi zorlamadı. Siz ilişkinizin devam etmesini istediğiniz için, yaptıklarınızla mutlu ederek mutlu olduğunuz için yaptınız. Kimse kendisini kandırmasın. Silah falan dayamıyor kimse kafamıza. Sonuç olarak hepsini yapmayı kendimiz seçiyoruz sebep ne olursa olsun. O yüzden “senin için şunu/bunu yaptım, nasıl böyle gidersin” gibi yakınmalardan vazgeçin öncelikle derim şahsen.


Ben de bunu pek yeni fark ettim aslında. Daha önce de başıma gelmiş meğer. Çok sevip aşık olduğumu hissettiğim ilişkilerde o his uğruna tüm sorunların üstesinden gelebilmek için koca yürekli kadın olmuşum hep. Hiç vazgeçmemişim. Pes etmemişim. O aşkın her şeyin üstesinden gelebileceğine inananlardanım. Sonra bir gün karşımdaki bir anda:
“sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum” demiş mesela. Düşünsenize; tüm o hisler, emek, göze aldıklarınız, orta yolu bulmaya çalıştığınız tüm o durumlar, çabanız; karşı taraftan duyduğunuz tek bir cümleyle artık hayatınızda çok gerilere itildi. Şimdi, bu durumda normalde kadınlar çoğunlukla: “ama şöyle yaptım, böyle ettim, haksızlık, düzeltebiliriz” gibi sonu gelmeyen yakarışlara girebiliyorlar.
Asla yargılamam ama bu noktada unutmamanız gereken bir şey var: tüm yaptıklarınız ikili ilişkiniz için bile olsa sizin kendi seçiminizdi! Kimse sizi zorlamadı. Siz ilişkinizin devam etmesini istediğiniz için, yaptıklarınızla mutlu ederek mutlu olduğunuz için yaptınız. Kimse kendisini kandırmasın. Silah falan dayamıyor kimse kafamıza. Sonuç olarak hepsini yapmayı kendimiz seçiyoruz sebep ne olursa olsun. O yüzden “senin için şunu/bunu yaptım, nasıl böyle gidersin” gibi yakınmalardan vazgeçin öncelikle derim şahsen.




Şu bilgi önemli galiba: aşk hep var! Her yerde! Bir adam değil onu bize veren kızlar. Öyle zannedip ilahlaştırıyoruz hayatımızdaki erkekleri genelde. O gidince ne yaparız, bomboş oluruz gibi bir yanılgıya giriyoruz. Yok öyle bir şey…
Bu cümleyi bile şu an gülümseyerek yazdım. Ciddi söylüyorum yok öyle bir şey. O kişi sadece aşkın bir yüzünü deneyimlemeniz için bir araç oluyor aslında sadece. E o gitti diye aşk mı bitti?
Hayır yahu, her yerde diyorum ya. Asıl sizde, kendinizde. Siz nerede olursanız o da orada oluyor zaten. Boşuna dışarlarda aramayın. Kalbinizde aynen var olmaya devam ediyor. Sadece o kişiyle o evresi sonlandı o kadar. Başka nasıl katmanları var aşkın merak etmiyor musunuz? Ben ediyorum her defasında daha da heyecanla. Ve her defasında da hiç yaşamadığım, bilmediğim güzellikte yönüyle iç içe geçiyorum. Bayılıyorum bu duruma.
Yani ben diyorum ki; siz aşksınız. O onsuz zor devam edeceğinizi düşündüğünüz adama bayıldığınız özellikleri hep sizin aşkınız parlatıyor. O aşk bitti gitti mi de adamın bir anlamı kalmıyor. Asıl güçlü şeyle baş başa kalan sizsiniz; o koskoca sevgiyle! Saklamayın onu sakın, sıkıştırmayın.
Daha da açın. Daha çok sevin. Korkmayın. Sakın kapatmayın. İlham olun tüm evrene o koskoca kalbinizle. Öyle çok sevin ki tüm gezegenler etkilensin o koca yüreğinizden; her mucizeyi önünüze dizmek için sıraya girsinler! Çiçeği, böceği, bulutu, suyu aklınıza gelebilecek her şeyi sevmeye devam edin.
O mucizeyi etrafınızda daha önce belki fark etmediğiniz güzelliklere yönlendirin. Emin olun onlar da size o harika enerjide insanlar yönlendiriyor olacak. Siz verdikçe daha da çok alıyor olacaksınız. Düzen böyle, unutmayın! Ve sakın ama sakın saklanmayın!


Not: Alıntıdır; sosyal medyada dolaşırken tesadüfen karşılaştığım bir yazı kaynağını bilmiyorum, farklı linkler çıkıyor ama bilgi kirliliğinden emin olamadım. Kim yazmışsa ellerine ve kalemine sağlık.

Sevgiler Lady Nietzsche








Cuma, Haziran 05, 2015

Bulanık




Biz kadınlar ilginç yaratıklarız.
Birisiyle tanışırız ve kafamızda destansı bir hikaye yazarız.
Arkadaş, dost, sevgili fark etmez.
İnandıktan sonra sıkıca sarılırız onlara, yaşanacak en güzel şeyleri hayal ederiz birlikteyken.
Hayatı acısıyla , tatlısıyla bölüşmek isteriz.
Baskısız, kavgasız dilediğince özgürlüğünü vererek, yürümek isteriz birlikte.
Bir omuz ararız güvenebileceğimiz...
Her şey güvenle başlamıyor mu zaten.

Çoğu zamanlar paylaşmayız bu hikayeleri izlemek isteriz kaderin nereye götüreceğini.
İyi ki düşüncelerimizi okuyamıyor deriz...
En güzel tarafı da okuyamaması değil mi zaten.
Oyun hamuru değil ki şekil veresin.
Değişmeden, değiştirmeye çalışmadan kabulleniriz çoğu şeyi.
Kötüye gidiyorsa uyarırız, son ana kadar bırakmayız tuttuğumuz o eli.
Ama senaryo sapmaya başlamışsa eğer, ve bu bizi üzmekten başka bir şey yapmıyorsa çıkarırız hikayeden.
Kaçıncı perdede olduğunun emin ol hiç bir önemi yok....
Eğer ki bir kadının hayatından çıkıp gittiysen o hikayenin kahramanı sen değilsindir. 
Konu tamamen kişisel.
Çünkü kadınlar zihni bulandıran hikayeleri hiç sevmezler... 
Lady Nietzsche

Cuma, Kasım 21, 2014

Önce Hayvan Olmayı Öğrenelim!!







Önce hayvan olmayı öğrenelim ne dersiniz?
Mesela kurt olmayı öğrenin ''Kurt'' diyoruz ama bu alemde dişisine sadık, ilişkisini ömür boyu sürdüren hayvanlardan yalnızca biri...
Mesela birisiyle aynı yerde uyuyamam triplerini bırakıp sincaplar gibi birbirlerine sarılmadan uyuyamamayı öğrenin...
Dişi köpek olmayı öğrenin sadece ay dönümlerinde bir cinsel münasebete izin veren. Onun dışında prensiplerinden taviz vermeyen..!
Albatros gibi olmayı deneyin mesela seçici, çok uzağa uçsalar bile üreme zamanı aynı eşe geri dönen dejenerasyondan uzak bir hayat seçen.
Bir aslanın, yavru olduğunu anladığı bir maymunu sahiplendiği bir dünya'da bebeklere ve çocuklara kıyılamayacağını öğrenin! 
Bir köpek gibi koşulsuz sevmeyi öğrenin sevdiklerinizi ne yaparsa yapsın yanında durmayı, dost ve yol arkadaşı olmayı...


Ördek ailesinden, aile olabilmenin güzelliğini ve gurur tablosunu alın hayatınıza..

Ailenize kırıldığınızda''Bir zürafa annenin yeni doğurduğu çocuğunu, doğduğu andan itibaren ayağa kalkması için vurduğu ve kalkmaması durumunda şiddetini arttırdığını'' sebebi ise sürü halinde dolaştıklarından çocuğunun bir an önce ayağa kalkması ve yem olmamasını istemesindendir. Yeni doğan bir zürafa gibi kırılmamayı öğrenin sizi uyaranlara...

Bütün bunları başaramam mı diyorsunuz? ''Öküz'' olmayı öğrenin hiç değilse traktörün giremediği yere girip ziraat'in temel direği olun da bir baltaya sap olabildi desinler.

Son olarak; Hırsları ve mevkileri uğruna değil, hayvanların sadece aç kaldıklarında avlandıklarını hatırlayın. 

Ve sonra dünyada ki en tehlikeli ''Tür''e bakın aynada, egosuna yenik, kindar, avlanmak hayat tarzı olmuş çünkü avlanmaktan anladığı şey zaten hayvanlarınkinden çok uzak.. Çıkarları uğruna yaşayan, yeri geldiğinde acımasız, zaman, zaman ailesini bile tanımayan, devamlı memnuniyetsiz ve beklenti içinde olan insancıklarız...
''Abi!!! kedi, köpek, hayvan bile bunun yaptığını yapmıyor!''  diye dert yanmayı bırakın da artık siz de biraz değişip,
Bana bundan sonra HAYVAN gibi seviyorumla gelin lütfen... :)
Sevgiler Lady Nietzsche...


Murat Era'ya sonsuz teşekkürler onunla yaptığım fikir fırtınalarımız olmasa yazamazdım...Katkısı büyük...

Çarşamba, Temmuz 02, 2014

Öteki




Öteki

Benzer acıları ya da sevinçleri yoktu belki.
Ama sevmişti adamın hitap şeklini.
Kelimelere diz çöktüren cinstendi.
Birini sevmek kelimesine dili varmazken.
Bir başkasına kurulu cümlelere aşık olmuştu ne yazık ki.
Bir gece vakti ağladı kız.
Başkaydı bu kendisi gibi.
Ah ne şanslı karşısındaki...
En beklediği cümleleri hep başkası dinledi.
Başkası deyip geçmemek lazım.
Vardı illaki bir marifeti.
Boşuna bulmamışlardı birbirlerini.
Lady Nietzsche



Perşembe, Mart 20, 2014

Artık Ölebilir miyim? Gabriel Marquez




Daha güzel anlatılamazdı yaşam ve ölüm arasındaki o bekleyiş...




Lenf kanseri olan ve inzivaya çekilen 87 yaşındaki Gabriel Marquez'in yakın dostlarına gönderdiği ve artık ölmek istediğini söylediği veda mektubu...


  Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
  İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı... Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.

  Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde...

   Artık ölebilir miyim?



Cumartesi, Aralık 07, 2013

Hayat bazen...


Hayat bazen böyledir...
Nietzsche'nin de dediği gibi ''Sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim.''
Ama hiç düşündük mü belki Melodi doğru ama dans yanlıştır...
Mükemmeli yakalamak isterken bize biçilmiş rollerimizi baştan aşağı yanlış oynadığımız hiç aklımıza geldi mi?

Bu kısa filmi izlerken doğru kelimenin anlamı iste o zaman belirdi.
Melodimiz doğru ama belki dans yanlıştır.
Kısa filmde dediği gibi ''Laura'yı asıl heyecanlandıran doğru şarkıyı söylemek değil, 
o şarkıyı doğru insana söylemek.''
''Hayatta bazı şeyler çok değerlidir. Karşınızdaki insanın sizin içinizi görebilmesi, kalbinizi dinleyebilmesi gibi.''
Doğru olan oysa zaten iki doğru aynı noktada birleşir. 
Doğru dansı doğru kişiyle etmeniz dileğiyle...
Sevgiler Nes


Salı, Aralık 25, 2012

İnci misali...




Büyüdük mü şimdi biz?
 Bir yılı daha mı kapatıyoruz?
Maalesef sana anlatacak çok güzel şeylerim yok...
Çocukluktaki gibi; her yeni yıl gelenek haline getirdiğim pembe kokulu defterler de almıyorum kendime; yeni bir başlangıç olsun diye.
Söz veremem ama denerim; sana güzel şeylerin başarısını anlatacağıma, geleceğe mutlulukla bakacağıma...
Büyüdük mü şimdi biz ?
Bir yağmur damlası iken inciye mi dönüştük zamanla?
 Değer mi kazandık?
 Yoksa hırslarımıza boyun eğip canavara mı dönüştük sonunda?
Bir incinin nasıl meydana geldiğini bilir misin?
''Sedef bir yıl boyunca sadece bir kez Nisan ayında deniz yüzeyine çıkar ve ağzını açarmış. 
Bir yağmur damlası içine düştükten sonra  kabuklarını kapatır ve derine dalarmış...
O yağmur damlasını yıllarca içinde çeşitli merhalelerden geçirip inci haline getirirmiş...''
Yıllarca sabır ve ızdırap hepsi inci için şart...
İnsan da kabuğunun altında ne acılar saklıyor değil mi?

Yeni diyoruz şimdi 

Yeni yıl 
Yeni aşk 
Yeni insan...
İnsanın kendini yenilemesi gibi...
Yeni umut
Yeni başlangıç 
Yeni yoldaş.
Ama yoksa yeni olan her şey korkutucu mu?
Eski olan şeylere yer yok...
 Ama yeni olana da gücümüz yok...
Belki yeni bir macera... 
Yüreğin var mı uzatmaya?
Ne eksik ne fazla...
Tıka basa dolu geçmiş belki henüz geçmemiş...
Var mısın baştan almaya?
İnci misali...
En azından inci olmaya değer...
Bakıyorum yıllara ve soruyorum...
Biz neye dönüşüyoruz sonunda?


Mutlu Seneler

Sevgiler Nes






Pazar, Eylül 23, 2012

Şehr-i İstanbul...


  

. 

İnsanlar itinayla her şeyi ıskalamanın lüksünü bulmuş gibi, herkes cok yalnız ve bu şehir çok büyük...
Vefasız deme bana; senden daha güzel bir yer de bulamayacağımı biliyorum. Ama ben mutluluğu güzelliğe tercih ediyorum.. Seni terk etmek isteyişlerim hep bu yüzden...

Öne Çıkan Yayın

Sevmekte yorulur

Sevmekte yorulur. Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında. Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen ...