Pazar, Haziran 16, 2019

Hiçlik Makamı





Yaklaşık 3 sene önce bir sözden çok etkilenmiştim. 
''Var 'gibi' değil Var Olmak istiyorum'' yazıyordu.
Hala kendimce teoriler geliştiriyorum ''GİBİ'' nasıl olunmaz diye...
Hep Var Olmasını istediğim insanlar biriktirdim bu zamanda, hayatımda kaybetmeyi göze alabileceğim ve alamayacağım insanları ayırdım.
Var Gibi olmamak için ilk kural ''birey'' olmak diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bir fikrinin, görüşünün, tarzının olması lazımdır, doğruların ve yanlışlarınla hayat hakkında söyleyebileceklerin olması lazımdır, her şeye evet diyen kendi fikri olmayana denmez ama  bazılarının sadece kalp kırarak elde ettikleri  başarı da bence bireyden çok hırsa bürünmüş bir varlığı sürdürmektir. Bazı edebiyatçılar arasında dalga konusu olan bu var oluş sürecinde ben de itiraf etmeliyim ki ''güvenli alandan'  bir çok kez çıkmayı denedim. Burnum sürtüldü geri döndüm diyemeyeceğim sadece yaşananlar benim kendi öz benliğime uymadı. Herkesin tarzı farklıydı. Öz benliğimi hiçe saydığımda ''Var Olabileceğime'' inanmadım mesela. Oysa başarı hikayeleri böyle yazılmıyordu ''yine deneyeceksin, risk alacaksın'' deniyordu.
Ben ise sadece Camus'un ''Sisifos'' hikayesinden ibarettim. 

 ''Gerçekten bazı şeyleri isteseydin elinden geleni yapardın. Demek ki istememişsin.'' dediler dudak bükerek zorlukları, başarı kılmış  dostlarım..
 Doğru hayat göze alabildikleridir insanların. Ben onlar kadar cesur olamadım, onların başlarına gelen yıpratıcı olayların sonunda muhakkak ki zaferler vardı. 
Ama ben gelen geçici zaferlerin baş döndürücülüğünden çok kendi içime dönerek orada kendime bireysel bir alan yarattım. Evet para kazanmak, bağımsızlığını ilan etmek, birey olmak için en önemli şart. Peki kendi içindeki girdapları, neyi sevip neye katlanarak ne tavizler vererek birey oluyorsun ona bakmak lazım. 
Yapabilirdim, evet! Ama o zaman şuan ki ben olmayacaktım. 
Hevesi kırılmış  bir ''varlık gibi '' gösterdiğim alanda mutsuz olacaktım''. 
Körü körüne bir yola girip, kaybolup, bunun sonucunda kazandığımda, bu duruma sevinemeyecek kadar yorgun düşeceğim, sağlıklı bir birey yerine hastalıklı, şüpheci bir  birey olmak da istemiyorum. Ya da Tezer Özlü'nün dediği gibi
Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. 

Sonunda hepimizin tek kazanımı hiçlik makamı değil mi?
Lady Nietzsche


Perşembe, Mart 21, 2019

Tuhaf Hayat




"Dostoyevski bir toplantıda yüksek sesle okuduğu bir şiir nedeniyle Çar tarafından Sibirya’da hapse mahkum edilir. Hapis cezasını bitirdikten sonra anılarını kaleme aldığı “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitabı yazar.

 Kitapta, hapishanedeki hayatından önce insanları tanıdığını sandığını ama yanıldığını burada anladığını belirtir. 
 Yazar, “kara halk” olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra insanları çözümlemeye ve kendi iç dünyasının derinliklerine inmeye başlar.  Dostoyevski hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler. Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır. 
 Dostoyevski bir gün köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar. Köpek şaşkın şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar. O günden sonra köpek Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar.
 Ruhu köleleştirilmiş bu köpek bir sevgi açıdır. Bu durum insanlar için de geçerlidir. 
 Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler. Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder. Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız onlar için bir beklentidir. Sizi gözlerinde yüceltirler. Eşit ve iyi davrandığınızda ise onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer..."


Pazartesi, Aralık 03, 2018

ÇATI KONUŞMASI



İnanın bana söyledikleriniz benim hiç ilgimi çekmiyor. 
Ben; cümlelerinizin bana ne hissettirdiğine, beni heyecanlandırıp heyecanlandırmadığına bakıyorum.
Bunlar yoksa açıkçası söyledikleriniz bana pek bir şey ifade etmiyor.
Bana kendimi iyi hissettirmiyor.
Öyle değilmişim gibi davranmak zorunda kaldığım durumlar sadece mecburiyet hissinden.
Kusursuz birisiymişim GİBİ davranmanıza da ihtiyacım yok.
İhtiyacım olan tek şey bana kılavuzluk yapacak bir cümle o da konuştuklarınıza bakılırsa sizde de yok.
Hem kim kime kılavuzluk edebilir değil mi? Kendiyle çelişenler ordusuyuz.
 Ama bizi ayıran çelişkilerimizin farkı.
 Siz işine geldiği gibi konuşanlar, kendilerine hak gördüklerini bir başkasına haram sayanlar çelişkileriyle ne verebilir ki bana?
Bizi ayıran o ince vicdan çizgisine gelince ben de çelişirim elbette ama sizin bildiğinizden
pek farklı. Ben söylediğim şeylerin yarısını savunmak yarısını da yerin dibine batırmak isterim.
İşte bunların hepsi fazla empati yapmaktan ileri geliyor. 
Kırılganlık, naiflik, utanma duygusu yani insan olmanın temel ihtiyacı hani sizin aklınızın ucundan geçmeyen, geçse de vicdanınız sesinden çok kapı gıcırtısı yerine koyduğunuz.
Hani şu işine geldiği gibi konuşan sizler şimdi söyleyin bana, benim hayatıma nasıl doğru bir cümle katabilirsiniz? Lady Nietzsche 




Öne Çıkan Yayın

Sevmekte yorulur

Sevmekte yorulur. Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında. Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen ...