Pazartesi, Mart 31, 2014

Işık!


Kurallar da bizimdi, kuralsızlıklar da...
Yaşamın neresinden döneceğimizi bilemeyen insan ordusuyduk aslında.
Akla mantığa sığmayan kurallar, dayatmalar ortam ve koşullarının mecbur bıraktığı olaylar.
Hepsi kişiliğimizi bir hamur gibi yoğuruyordu.
Tahammüllüler ve tahammülsüzler.
Çok acı çeken daha az risk alır ya da güçlü karaktere sahip olanlar daha cesur olur diye bir şey yoktu.
Her şey kişinin bir anlık sabrına bağlıydı.
İki tip insan vardı aslında.
Trafikte sarı ışığın yandığını gördüğünde hızlanan.
Ya da yavaşlayan.
Lady Nietzsche


Çarşamba, Mart 26, 2014

Sevmekte yorulur




Sevmekte yorulur.
Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında.
Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen beni.
O kapıdan ne zaman çıkacağını bilmediğim için yoruldum.
Tıpkı dolabın kapağını açtığımda migrenimi dindirecek ağrı kesiciyi bulamayacağımdan korktuğum gibi yaşadım her şeyi.
Hiç bir şeyin garantisi olmayan bu dünyada, belki de garanti istemekti benimkisi.
Hep seninle sınanmaktan yoruldum aslında.
Çok sevdiğim o filmi izlerken ağlayacağımı bile bile tekrar izlemek gibi.
''Bir daha izleme demiştin sen bana, yorulmadın mı hala?''
''Film bunlar gerçek hayatta yok öyle şeyler takılma bu kadar.''
Haklıydın aslında.
Şimdi o filmi seyretmememin sebebi, onu sevmekten yorulduğumu anladığımda bitti.
Bir film sahnesiydi hepsi.
Tıpkı senin gibi...
Lady Nietzsche




Perşembe, Mart 20, 2014

Artık Ölebilir miyim? Gabriel Marquez




Daha güzel anlatılamazdı yaşam ve ölüm arasındaki o bekleyiş...




Lenf kanseri olan ve inzivaya çekilen 87 yaşındaki Gabriel Marquez'in yakın dostlarına gönderdiği ve artık ölmek istediğini söylediği veda mektubu...


  Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
  İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı... Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.

  Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde...

   Artık ölebilir miyim?



Öne Çıkan Yayın

Sevmekte yorulur

Sevmekte yorulur. Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında. Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen ...

Blog Arşivi