Çarşamba, Ağustos 14, 2013

Elveda Joe


Elveda Joe… 
Annem Galatasaray’la aynı gün doğmuş. O şampiyonken diğeri kümeye düşer mi?

Maalesef düştü…

Siz de şampiyon olabilirsiniz ama bazı fikirleriniz kümeye düşebilir. 

Neden mi? ‘’Sevemem, alışamam’’ dediklerinizle anne oğul gibi olmak şaşırtıcı değil mi?

İlk konuğumuzu eve getirdiğimde annem gitmesi adına adını ‘’Yolcu’’ koymuştu.

Çünkü onlarla ilgili ön yargıları vardı. Evin içinde evcil bir dostu kesinlikle kabullenemiyordu.

Yolcu’yu zorla alıştırmışken ikincisi veterinere terk edilmiş Joe’du. 

Meğerse her veterinerin önünden geçerken bakışıp ‘’Merhabalaşıyorlarmış.’’

Bir büyük aile oluvermiştik. 

Sevginin çok yoğun olduğu bir aile. 

Zaman, zaman kardeşim ile bana ‘’Artık çocuklarınızı sevin bunları değil!’’ dese de, bütün ön yargıları eriyip onların annesi olmuştu. 

Sosyal medyaya bakın artık kimsenin sevgiye dair umudu kalmamış gibi hep köpek, kedi resimleri ve muhabbetleri…

Kendi evlatları veya sevgilileri gibi çeşit çeşit giysilerle baş başa çekilmiş fotoğrafları.

Bir mum ışığı ve şarap eksik sanırsınız…

En çok tıklananlar bu tür albümler ve komik videoları. 

Aşk günümüz gençliği için bu kadar umutsuz mu? 

Sadakat sadece minik dostlarımızın gözlerinde mi kaldı?

Başlarını koyuşları, samimiyetleri, elinizi göğsüne koyduğunuzda sadece sizin için attığını hissettiğiniz kalpleri…

Tüm gün yemek vermeyin siz de yemeyin su bile içmeyin sevgisinde eksilme yok. 

Kapıdan içeri girin, koşarak karşılamasında eksilme yok.

Sarılın, sıcaklığında eksilme yok. 

Yatın, yanınızda yatmasında eksilme yok.

O minik patilerinin sıcaklığını hissedin dostluğunda eksilme yok. 

Bakın ve şaşırın! 

‘’Kader birliğinde eksilme yok.’’

İyi ve kötü gün de derler ya.!

Koşulsuz sevgi mi diyorsunuz siz buna?

Kadınların bir sözü vardır ‘’Parasız adam yaramaz adam’’ ya da ‘’Komşu varlıklı koca sağlıklı sever.’’

Sorun ona ne cebinizdeki para, ne o gün ki baş ağrınız; onun o küçük kafasını sizin kucağınıza koymasını engellemeyecektir. 

Yola çıktığınız da gözleri bir çocuğun annesine bakan gözleri gibi sizi takip edip güven verecektir. 

Aidiyet duygusu ona yeterlidir. Ekmeği, suyu her şeyisiniz siz…

Belki de o yüzden gençliğin yeni sembolü onlar oldu. 

Hoş görsek de görmesek de ‘’onların yerine çocukları sevin’’ deseler de emeğinizi ve paranızı insanlara layık görseler de hayata veda ederken bile size sarılarak ayrılmamak istemeleri hiç gözünüzün önünden gidebilir mi?

Küçük dostlarını kaybedenlere sorun? 10 yıl sonrasında bile masalarında resimleri yüreklerinde o dostların izleri vardır. 

Sevgiliden böyle bir sevgiyi beklemek, almak veya vermek ne kadar imkansız ve hoş görünmese de demek ki aranan sembollermiş ki bu denli iz bırakabiliyorlar. 

‘’Köpek mi etmek istiyorsun?’’ derler ya…

’’Haşa’’ kimsenin böyle bir duygusu olamaz ancak koşulsuz sevgiyi, güveni ve sadakati kim istemez…
Kızdığınızda ya da sinirliyken olmadık şeyler yaptığınızda onların unutkanlıkları yok mu kimi mest etmez?

Onlara bakamayacağını düşünen titiz insanları bile ikna yetenekleri vardır. 

Çocukları eve getirdiklerinde onlara ‘’Yolcu’’ ismini takanlar, evlerinin ‘’Kral’’larının daha sonra giysilerini seçerler.

Hastalandığı için İsviçre’ye tedaviye götürdüğü 10 yıllık minik dostunu seçmenleri tarafından eleştirilen bir bakanı tanıma fırsatım olmuştu. Yerden yere vurdular… Bu kadar mağdur insan varken bir dört ayaklının yurt dışına tedaviye götürülmesi ne demekti?

Oysaki o ‘’ Allah’ın sessiz kullarındandı. Bir gün bütün kullar susacak onlar konuşacaktı.’’

Bazen ne denli ayırım yapmasınız da iki dostunuz arasında da bile fark vardır.

Sonradan gelmesine rağmen köpeğim Joe’yu Kral’dan neden daha çok sevdiğimi düşündüm.

Verdiğim tüm özgürlüğe rağmen sadakatine hayran olduğumu anladım.

Mesela herkese kuyruk sallamadığını fark ettim. 

Hayat yolunda ve yolda yürürken tasmasız benimle yürümesini sevdim. 

Koşulsuz tasmasız sevgi bağı ile…

Ben aslında karakteri bağımsız fakat sevdiklerine sadakatliyi sevdim…

Şimdi daha iyi anlıyorum Atatürk’ün niye pek çok protokol görüşmesine küçük dostlarını da yanında götürdüğünü. 

Onca gerginliğin arasında stres çözücü gözler ve dokunuş.

Gün olur herkesten gizlediğiniz göz yaşlarınızı silen sürpriz gibi minicik pembe dili…

Hayat dediğiniz ‘’iyi ki sevmişim’’ ‘’iyi ki karşılaşmışız’’ ‘’ondan öğrenecek ne çok şey varmış’’ gibi yaşanmışlıklarla zenginleşmiyor mu?

O gözler ki ailedeki herkese tek tek bakarak veda etmiyor mu?

‘’ Hoşçakalın’’ın bile anlamlısı, unutulmazı, ebedisi olmuyor mu?

Atatürk’ün sevgilisine dediği gibi ‘’ Hayat bazen merhaba bazen elveda…’’

Acı da olsa…


www.evosangels.com 

Yazımdan

Salı, Ağustos 13, 2013

İnsanca Pek İnsanca






Hiç bir iz kalmayacak, kalpte aratmayacak, önünden geçip de ağlatmayacak bir hataydı...
Bazı hatalar mükemmel olamaz mıydı? 
 Belki de diğer insanlara bakacak olsak onun ki önemsiz ve sıradandı. 
Unutulmayacak kadar derin ama hatırlanmayacak kadar gizli....
''Göründüğü gibi ben de hatalar yapıyorum'' dedi.
''Zaaflarıma yeniliyorum ''İnsanca pek insanca'' kör noktalarım var... Düşüncesizim, hayretler içinde bırakıyorum, şaşırtıyorum, geleneksel biri değilim. Ama benim de kurallarım, hatta bununla birlikte çok güçlü yanlarım var. İnsanları şaşırtan gözlemlerim ve asil ruhları fark edebilen bir yanım var. Ön yargılarım yok! Ama insanları uzaktan izlemeyi severim. Bir gün benim de başıma gelebilir diye sustuklarım konuştuklarımdan çoktur benim. Eskisi gibi değilim belki ama bir hata var ise eğer sorumluluğunu da almayı bilirim.''

Hem ''Hata'' diyoruz kime göre ve neye göreydi zaten?

Bay Nietzsche'nin dediği gibi ''İNSANCA PEK İNSANCA.''

Sadece hatanın değil, her şeyin insanlar için olduğunu bilenler için geçerliydi...












Öne Çıkan Yayın

Sevmekte yorulur

Sevmekte yorulur. Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında. Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen ...

Blog Arşivi