Salı, Aralık 25, 2012

İnci misali...




Büyüdük mü şimdi biz?
 Bir yılı daha mı kapatıyoruz?
Maalesef sana anlatacak çok güzel şeylerim yok...
Çocukluktaki gibi; her yeni yıl gelenek haline getirdiğim pembe kokulu defterler de almıyorum kendime; yeni bir başlangıç olsun diye.
Söz veremem ama denerim; sana güzel şeylerin başarısını anlatacağıma, geleceğe mutlulukla bakacağıma...
Büyüdük mü şimdi biz ?
Bir yağmur damlası iken inciye mi dönüştük zamanla?
 Değer mi kazandık?
 Yoksa hırslarımıza boyun eğip canavara mı dönüştük sonunda?
Bir incinin nasıl meydana geldiğini bilir misin?
''Sedef bir yıl boyunca sadece bir kez Nisan ayında deniz yüzeyine çıkar ve ağzını açarmış. 
Bir yağmur damlası içine düştükten sonra  kabuklarını kapatır ve derine dalarmış...
O yağmur damlasını yıllarca içinde çeşitli merhalelerden geçirip inci haline getirirmiş...''
Yıllarca sabır ve ızdırap hepsi inci için şart...
İnsan da kabuğunun altında ne acılar saklıyor değil mi?

Yeni diyoruz şimdi 

Yeni yıl 
Yeni aşk 
Yeni insan...
İnsanın kendini yenilemesi gibi...
Yeni umut
Yeni başlangıç 
Yeni yoldaş.
Ama yoksa yeni olan her şey korkutucu mu?
Eski olan şeylere yer yok...
 Ama yeni olana da gücümüz yok...
Belki yeni bir macera... 
Yüreğin var mı uzatmaya?
Ne eksik ne fazla...
Tıka basa dolu geçmiş belki henüz geçmemiş...
Var mısın baştan almaya?
İnci misali...
En azından inci olmaya değer...
Bakıyorum yıllara ve soruyorum...
Biz neye dönüşüyoruz sonunda?


Mutlu Seneler

Sevgiler Nes






Pazar, Aralık 16, 2012

Parmak Uçlarımızda Yaşıyoruz Hayatı...



Parmak uçlarımızda yaşıyoruz hayatı.
Olduğu gibi kabul ederek, topuk seslerimizi duyurmadan korkarak sessizce.
Adım atmayı unuttuk sadece gelmesini bekliyoruz bir şeylerin...
 İmtina ediyoruz konuşmaktan,koşmaktan, yorulmaktan.
Çocuklukta Superman zannederken kendimizi.
O günlerden kalma; " ya salıncağı bir başkası kaparsa?" korkusunu bile bastırarak yaşıyoruz.
Kaybettiklerimizin ardından baka kalıyoruz.
Şehir büyüyor biz küçülüyoruz.
Görmezden geliyoruz her şeyi...
Çabasız "kısmet" lafına bağlıyoruz ilişkilerimizi.
Bir ip üzerinde korkularımız düşersek toparlanamayız diyerek geçiştiriyoruz arzuladıklarımızı.
Parmak uçlarımızda yaşamayı benimsedikçe kendimizce güvende zannettiğimiz her şeyi yıkıyoruz...

 Sevgiler Nes

Perşembe, Aralık 06, 2012

Sakin ol Yüreğim..!



"Bazı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak. Gevşek olanı kesmek. İnsanların hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; Bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme,Ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onların senin yaşamında yeri olmadığı için.Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul.Onların yaratmaya çalıştığı kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol."

— Paulo Coelho

İki gündür sorduğum soru?
Çok mu fazla anlam yüklüyorum insanlara?
''Başkaları üzülmesin diye kendini üzüyorsun, unutma sen dayanabiliyorsan onlar da dayanır'' demediler mi sana?
Az uyku, az insan çok kahve... 
Telkin ediyorum kendimi.
Bulanık olan şeylerin bir çoğunu artık net bir şekilde görüyorsun. 
Elbette bu sana insan kaybettirecek... Ama daha akıllı olacaksın.
Sen ki denizi uzaktan seversin. Kıyısında dinlenmeyi,dolaşmayı, izlemeyi tercih edersin.
Şimdi o denizin içerisine dalıp dalgalanmalarını, bulanmalarını, kargaşalarını yaşamak sana göre değil.
 Uzak dur...
SAKİN OL YÜREĞİM.
Doğru ol yolunda ilerle. Ne derse desinler kulak tıka.
Yaptıklarını basite indirgeyen burun kıvıran zihniyetlerin kıyısında bile dolaşma.
Aldırma...
Sen yine kendin olmalısın, Kendin olamazsan onların istedikleri olur.
Peki yarattığın o insana katlanacak mısın?
Sakin ol yüreğim!
Değer bilmeyecek kadar kör kalplerin sözlerine sakın kırılma...

Nes






Pazartesi, Aralık 03, 2012

O Kedi Buraya Gelecek!!



İddialı olmak nedir sevgili blog?
Bir ölçütü var mı?
Gözleri gözlere dikip '' Beni çok seveceksin!'' cümlesinde ki iddia gibi
Ya da '' Kim ki o? Ben nerdeyim? O nerede? Sence benim olduğum yere yetişebilir mi?'' cümlesindeki gibi...
Hayatım boyunca bu kadar iddialı olamadım... 
İşin kötüsü öyle olmadığım gibi; hadsiz davrananlara da sessiz kaldım.
Anneannem  ''çok mütevazi olma öyle sanırlar'' derken. 
Haklıydı belki...
Saygı duyulmak için sadece İNSAN olmak yeterli değildi..
İddia nedir sevgili blog?
Ego tatmini mi yoksa?
Alkol kafası belki de...
Farenin cesareti
''O kedi buraya gelecek!!!'' demesinden ibaret.
Kedi gelse ne olur gelmese ne olur?
Sevdiremedikten sonra ''Beni seveceksin!'' dese ne olur?
Ben hislere inanırım.
Niyete inanırım.
Ambalajdan ya da şa şa lı cümlelerden çok
İçindekine bakarım.
Sihirli sözcükler beklemiyorum kimseden.
Bir tutam utanma duygusu, bir bardak saygı ve asalet.
Olmadığın gibi görünmek kolay bunları bulmak zor....
Belki de sorun bende...
Sessizce yaşarken hayatımı
Mr. Nietzsche'nin dediği gibi
''Geride bıraktığım ne varsa kül. Ateş benmişim demek ki'' 

Sevgiler Nes


Öne Çıkan Yayın

Sevmekte yorulur

Sevmekte yorulur. Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında. Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen ...

Blog Arşivi