Çarşamba, Ekim 31, 2012

Yorgunum Hancı




Bazen söylemeye ertelediğimiz duygularımız, yoğunluktan ertelediğimiz hatta

üşendiğimiz buluşmalar kaybettiklerimiz olarak bize geri donuyor, bazen geri

dönüşü bile olamıyor ve hep keşke olarak kalıyor çünkü hayat durmuyor dünya

döndükçe her yeni gün bir başka insanla tanışıp başka bir yolculuğa doğru adım

atma ihtimalleri doğuyor.
Şunu unutmayın herkes sizin sandığınız gibi hep cepte
durmuyor…
Koca bir yazı hatta sonbaharı geride bıraktık..

Yorgunum hancı şu benim hesabı gör yavaş yavaş…

Ekim 2011 Yazımdan  www.evosangels.com 


Pazar, Ekim 28, 2012

Birini çok alkışlarsan yanan senin avuçların olur...


Bazen aptal olmayı öyle çok istiyorum ki, şu koca dünyada her şeyi anlayıp da ne oluyor diye sorguluyorum kendimi elime ne geçiyor ya da kim bana madalya veriyor! 
Anladığım halde olduğu gibi sevmem ise ayrı bir nokta...
 Ayşe Kulin gibi düşünemiyorum hiç. 
'' İnsanlara hak ettikleri kadar değil taşıyabilecekleri kadar değer vereceksin.'' diyor.
Anneannem kızardı bana ''Yavrum her şeyi çok anlama anladıkça mutsuz olursun'' diye.
O zamanlar ne demek istediğini kavrayamamıştım.
İnsanlar anlaşılmadığından yakınırken anlaşılmak istemiyordu aslında.
Bu gibi insanlar fazla anlaşıldıklarından mutlu ama bir o kadar memnuniyetsizdi.
Hayal ettikleri gibi olamadıklarından öyleyMiş Gibi de davranamıyorlardı sizlere.
Ve bunların farkında olduğun halde sevildiğini anladıklarında pervasızca, umursamazca nereye gittiği belirsiz sözler söyleyebiliyorlardı.
Nasılsa öyle kabullenmiştin onu şaşırmazdın yine severdin...
Eksikliklerinin farkında olup, seni anlayıp olduğun gibi kabul edip seven insanların kalplerini kırıp, üzüp hoyratça yanından uzaklaştırmak kolaydı...
Kimse anlatmamıştı tabi onlara, bu insanları kaybederlerse hayat boyu olmadığın gibi davranarak bir tiyatro sahnesinde oynadığı kadar sevileceğini...
Anneannem haklıydı... 
Ben hep anladım ama hep destekledim moral verdim. 
''Birini çok alkışlarsan yanan senin avuçların olur'' derler ya!
 Yandım...
Ama artık kırıldıkça keskinleşmiyorum! 
İyi ki kırılan benim diyorum! 
Ben kırsam gecelerim sabahlara karışırdı biliyorum.
Kırmaktan çok Kırılmayı tercih ediyorum.
ERRARE HUMANUM EST! Hata insana mahsustur deyip 
 Hiç olmadıkları bir şekilde kendilerini devleştirdikleri sahnelerinde onları son kez alkışlayıp yoluma devam ediyorum...


Sevgiler Lady Nietzsche

Pazartesi, Ekim 22, 2012

Kolay değil 4 Hatun 8 sürmeli Göz...



      Önde Karayağız bol kıllı, kimi orta kimi uzun derler ya Arap’ın yalellisi gibi kısamı uzun mu belli olmayan ancak göbek çerçevesi standart iyi beslenmiş bir adam. Arkasında kara çarşafların arasından oynayan 8 kara göz.


Kolay değil 4 hatun 8 sürmeli göz..

Kolay mı bu hatunlara baş gelmek…

 Ama yetiyorlar ARAP kelimesinin ters harf sıralaması PARA olunca 8 göz de neymiş bir orduyu parmağında oynatırsın..

Dünya para ve finansın üzerine kurulmamış mı?

Artık İstanbul’da modayı da onlar yönlendiriyor şaka maka.. 

  Geçmiste Vakko’ da ki koleksiyonlara baktığımda bir grup Arap zevkine hitap eden kreasyon gördüğümde ; anlayamazdım meğerse şimdi ki sahiplerinin vefat eden güçlü iş adamı babaları Arap’ı = Parayı iyi tanıyormuş.

 Benim ondan daha iyi tanımam mümkün mü sorarım size?..

Taksime çıkıyorum Araplar, Nişantaşı’na gidiyorum onlar, tüm alışveriş merkezlerinde yine onlar..

Helal olsun piyasayı ayakta tutuyorlar.

  Haliyle Türkiye’de moda biraz değişti. Moda evlerinde küçük bir bölüm ayrılan Arap Avrupa karışsımı zevk ; daha yeni, yeni son yıllarda uyanan tüm esnafın kreasyonlarını süslemeye başladı.

  Esnafa Soruyorum satışlar nasıl diye İtalyan’da para yok İspanyol’da mafiş , Yunanlı iflasta , diğerleri seyredip geçiyor.

Zengini marka arayışında yetiş El Arabia!


Ne de olsa bir moda dergisiyiz. Modanın rengi gidişatı ruhumuza ve ekonomiye katkısı fevkalade önemli.

Ama aykırılıklara da bayılıyorum. 44 beden eşine 36 beden kıyafeti hanımının üzerine tutan erkeğin bakışını yakalamaya çalışıyorum.

Allah’ımm bana da nasip et ne gördüğü önemli..

4 eşli adam değil Large bedeni Small gören gözlerden istiyorum.

  Öğrendim ki Arap erkekleri Osmanlı erkeği gibi Rus ve Slav ırkı merakı ve bağımlılığı da yokmuş..

Victoria’s Secret mankenlerini biraz Hürrem buluyor vefalı arıyorlarmış.



Bakıyorum hatunların 4’ü de su katılmamış Arap.

Milletinden almayan illetinden ölsün sözüne yürekten bağlanmışlar.

Serdar Ortaç gibi gerçek aşkı arıyorum diyenlere duyurulur.

  Kadın hakları , feminizm diyenlere nispet; mallarda hatunların, adamın kazancı da hatunların, alışverişte onların, eee gözlerde de sorun yok kiloyu seviyorlar hükümet gibi kadından memnunlar.

Kilo aldın verdin diye önünden tabak çekmece de yok.

   Kurdun köpeğin tasmasına bakarak ‘’Aç kalayım ama onurum ve özgürlüğüm tam olsun’’ sözlerini hatırlıyorum.
  Arap kadınının, Arap ırkının her şeyine saygılıyım. Hele ki ülkem ekonomisine katkılarına teşekkür borçluyum.

Ama özgürlüğüm, onurum ve sevdiğim kişinin tek eşi olma hayalim baki kalsın yeter…

Gerçi günümüz aşkları ortada…

Çok acı ve geçici…

Umut ettiğim değerlerin hayali bile güzel dedim ya..







Evos Angels Ağustos 2011 Yazımdan



www.evosangels.com

Pazar, Ekim 21, 2012

Gece-Gündüz


Bir gece önce verdiğim kararı ertesi sabah değiştirmemin nedenini anlamıyorum.
Gece daha mı duygusalız?
Daha mı çok sorguluyoruz herşeyi?
Daha mı yalnızız yoksa?
Sabah daha mı mantıklıyız boş veriyoruz hayata?
Gece daha mı gurursuz sabah daha mı Gururluyuz yoksa?
Sevgiler Nes

Soru-Cevap-Hayat

 

Sorduğum her sorunun yanıtı belli aslında. 
Soruyor ve izliyorum...
Bu benim hayata hadi beni şaşırt deme şeklim.
Ben, benim yanıtımı bir başkasında arıyorum...




Pazar, Ekim 14, 2012

Duvar...




Bir  gün kütüphanemden bir kitap alırsın, altı çizili yerleri okursun ve beni tanırsın... 
Oradakiler ya olduğum, ya olmak istediğim ya da düşündüklerimdir... 
Bir gün kütüphanemden bir kitap alırsın ve bütün duvarlarım yıkılır!! 

Metres Erkekler Bölüm 2… Evet ben de Kezbanım!!





Metres Erkekler Bölüm 2… Evet ben de Kezbanım!!

Konu: ‘’30 ve 30 Yaş üstü bayanların evlilik meraklısı olduğu.’’

Beylerimiz anlasilan keloğlan masallının ders çıkarılması gereken kısmını almak yerine Kel oğlanın egosunu almışlar…

Çirkin sesli bir garip Keloğlan, birlikte yaşadığı anasıyla, ne özgüvense hep padişahın prenses kızını alir. İşte size Türk masali...

Kimseyi sinirlendirmek degil niyetim. Ben sadece yazılanlara cevap verdim.
Bir de benden dinleyin
istedim … 

Yeni yazımla Karşınızdayım!!!




Pazartesi, Ekim 08, 2012

İyi ki varsınız!!!


Her insanın şansını kendisi yarattığına inanalardandım...
İnananlardan dım! diyorum çünkü bir gün hiç ummadığım bir anda hayatımda aslında yapmayı en çok sevdiğim şeyin yazmak olduğunu bir kez daha farkettiren bir insan çıktı karşıma ...

Dik başlı bir kızım aslında; kuralları olan, toplum bilincine istemeden de olsa önem veren. 
Hedefim, çizgimi bozmadan ilerlemeye yönelikken;
sırf aileden torpili denilmesin diye annemin dergisinde yazmayı reddettim.
Hep zoru seçtim.
Lisedeyken sırf ailemin isteği diye; dil bölümüne girip  avukat olma idealim uğruna son sınıfta TM'ye geçtim.
Yine aynı şekilde  anne ve babamın uyarılarına rağmen Hukuk fakültesine girmiştim ''VİCDANIYLA CÜZDANI ARASINDA SIKIŞIP KALAN HAKİMLERİN, yıllarca süren ve geç tecelli eden hukuk savaşlarından dolayı çıkan mafya sisteminin popüler olmasına sebep olan bir ülkede haksızlığa dayanamayan ben, tüylerim diken diken bir biçimde Avukatlık yapamayacağımı idrak ettim 1.sınıfın başlarında... 
İç Mimar olacaktım  evet buna karar verdim ve tekrar annemin modaya girmem konusundaki baskısına kulak asmayıp mimar olarak okuldan mezun oldum...
Ne mi oldu?
Alaylıların bizden çok daha üstte olduğunu anladım... 
Türkiye'nin en iyi iç mimarının, mimarlık okumadığını çekirdekten yetişen bir marangozun oğlu olduğunu tesadüf eseri babasının ağzından duydum...
Ne mi oldu?
Diplomanın hem çok önemli bir şey olduğunu, ama hayatta atılmaya da geçiktiren bir sebep olduğunu öğrendim...
Bir gün birisiyle tanıştım. Beni tanımıyordu, sadece yazılarımın bazılarını biliyordu. 
Dergi projesini anlattıktan sonra ''editör olur musun?'' dediğinde. 
Şaşkındım...
Korktum biraz da nasıl olur du hiç profesyonel bakmamıştım bu olaya...
Annemin dergisinde tek kalem oynatmamışken. 
Karşısına geçip ben editör olacağım demiştim...
Moda bölümünde oku diye yalvaran anneme Fashion Week' i izlemeye gittiğimi söylemiştim...
2. senem olacak bu Aralıkta ve ben hala ilk gün ki heyecanla yazıyorum yazılarımı...
Bazı yazılarım üvey evlat bazılarım 100'lerce kez okunmalık... 
Ama bakıyorum geriye annelerimizin bizi bizden iyi tanıdığını düşünüyorum...
Bakıyorum geriye, hayatta tanıdığımız her insanın bir şans olduğunu, iyisiyle kötüsüyle bize çok şey öğrettiğini, büyüttüğünü ve kendimizi keşfetmemize yardımcı olduğunu düşünüyorum...
Başta  Melike Şimşek, Gülbenek Oğuz, olmak üzere aldığım mailler, yorumlar, tepkiler öyle güzel ki cesaretleniyorum...
Arada, sırada feministlik yapsam da ; kendi öz eleştirisini yapabilen erkek okuyucuların attığı mesajları, mailleri için teşekkür ediyorum. Özellikle her zaman yorumlarıyla beni yönlendiren Ahmet Arapkir'a.
Beni destekleyip paylaşan, sevincimi, yüreğinde hisseden tüm dostlarıma minnet borçuyum..
Hayatıma giren, girdiklerinden beri hayatımdaki tüm güzel adımlara vesile olan Evrim ve Evren Yaşlak' a 
Melek kalpli, her daim yanımda olduğunu hissettiren biricik anneleri Refah teyzeme, 
Evos angels ailesiyle birlikte tanıdığım birbirinden güzel  hep yanımda olan editör arkadaşlarıma Seda Pamuk, Esra Eba, Anisa Diko, Meltem Aydemir, Umay Şekerci ve aklıma gelmeyipte atladığım kim varsa hepsine
ama özellikle yüreği kadar kalemi de güçlü, geçmişi; yazı ve bir çok başarı ödülleriyle dolu olan anneme
 teşekkür ediyorum...
Siz olmasanız ben kendimi keşfedemezdim...
İyi ki varsınız...



















Öne Çıkan Yayın

Sevmekte yorulur

Sevmekte yorulur. Defalarca sana anlatmak istediğim şey buydu aslında. Bir elin hep kapının kulpunda olduğu için anlayamadın sen ...

Blog Arşivi